23 Ekim 2015 Cuma


YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

"Aşırı hassasiyet" ve linç şefkati

Cennet ülkenin, en cennet köşelerinden birinde, ekmeğini o cenneti görüp, hayran kalmak için gelenlerden kazanan ve elbette yardımsever, elbette şefkatli, elbette anlayışlı, elbette misafirperver insanlar var.
Bu mühim özellikleri de çok iyi bilindiğinden, o insanlar ne yaparlarsa yapsınlar ceza almazlar.
Olmaz ya mutlaka ceza almaları gereken bir durum yaşanmışsa, olmaz ya o durumdayken yakalanmışlarsa da anlamak lazım.
Ya tahrik edilmişlerdir, ya aşırı hassastırlar.
Ve birlik-beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde öyle tutuklama gibi yaptırımları uygulamak, kardeşliği aşırı biçimde bozar.

* * *

Manavgat'ta, Türkiye'nin dört bir yanında olduğu gibi 8 Eylül'de "aşırı hassas" vatandaşlar aniden sokağa çıktı.
Türkiye'nin dört bir yanında olduğu gibi hedef belliydi.
HDP ilçe binası yakıldı, bir egemenlik alameti görülen tabela indirildi, Türk bayrağı asıldıktan sonra binanın içindeki eşyalar aşağıya atıldı.
Tesadüf ya binada kimse yoktu, olsa muhakkak ki o da atılacaktı.
Bununla kalmadı.
Sosyal medya mesajlarından görülüyor ki, üye listeleri, partiye gidip gelenler, telefonları, adresleri de alındı
Yine sosyal medya mesajlarından görülüyor ki o adreslere, üstelik de yakınlık sırasına göre baskın yapılması kararlaştırıldı.
Dükkanlar, arabalar yakıldı, içeride bulunanlar dövüldü, kasaları, camları, çerçeveleri dağıtıldı.
Sırasıyla dükkanlar yağmalandı.
Durmuyordu nasılsa kalabalık.
Sosyal medya mesajları da.
AntiPKK adı verilen hesaplardan bilgiler paylaşıldı:
"Side ... sokağında çok sayıda esnaf ve sokak bitiminde limanda ...restoran. Zarfla para yolluyorlarmış."
"Kesin bilgi, ... otel lojmanı, 40 kişi 30 Ağustos'ta bayrak yakmaktan istihbarat tarafından alınıp serbest bırakılmışlar."
"Kalabalık ekiple ... gidiyoruz, bilginize."
O mesajlar da nereler işaret edildiyse hepsi eksiksiz basıldı.

* * *


Gariptir; 8 Eylül'den 2-3 ay kadar önce benzer bir gece daha yaşanmış, yine basılan, yine tabelası indirilen partiden bir takım evraklar yine itinayla toplanmıştı.
Elbette yargı işin başındaydı, o akşam olan biteni yakın takibe almıştı.
Yakın takip bitmemiş olacak ki, 8 Eylül akşamına kadar hiçbir şey yapılmadı.
Ve o akşam, basılan işyerlerinden birinde, büyük bir arbede yaşandı.
Zira insanlık tarihindeki örneklerle kural bellidir; birileri birilerini linç etmeye çalışırsa, birileri de karşılık verir.
O akşam, bıçak darbeleriyle dükkanlara saldıran kalabalıktan birisi yaşamını yitirdi, iki kişi de yaralandı.
Jandarmaya göre şüpheli, dükkanı saldırıya uğrayan ve başlangıçta "koruma" amacıyla alıkonulan Kürt esnaftı.
Çolaklı beldesinde, 12 yıldır esnaflık yapan şüpheli tutuklandı.
Ancak dosya karmaşıktı.
Sosyal medya mesajlarından anlaşılıyordu ki, Çolaklı'daki dükkanlara saldırı yapıldıktan sonra kalabalık durmamış, Kumköy'de soluğu almıştı.
Bir ölü, iki yaralıya rağmen aynı konvoydakiler neden durmamıştı?
Sorulara yanıt aranırken dosya kapandı, gizlilik kararı alındı.
Dükkanlara Manavgat'tan başlayarak Side'ye kadar sırasıyla saldıranların ifadesi ise sadece "tanık" sıfatıyla alındı.
Yağma, kundaklama, darp, yaralama gibi suçlamalar açıktaydı.
"Gizlilik" kararı, bütün soruşturmaların üzerini karanlık bir örtüyle kapattı.

* * *

Aynı merkezden geçen yıl Suriyeli "misafirler" için çağrılar yapılmıştı.
Yaşadıkları mahalleler basılan Suriyeliler, oralardan da ayrılmak zorunda kaldı.
8 Eylül'den bir süre önce önce baskınlarla provalar yapıldı.
8 Eylül'de ise bütün işaretli dükkanlar sırasıyla basıldı.
Tek bir kişi tutuklanmadı, tek bir kişi hakkında dava açılmadı.
Sosyal medyadaki tek hesap engellenmedi, tek bir hesabın sahibi bile soruşturulmadı.
Planlı, organize grupları kimlerin azmettirdiği araştırılmadı, o gruptakilerin dövdükleri kişilerin yüzüne bile bakılmadı.

* * *

Ankara Başsavcılığı'nın HDP Genel Merkezi'nin yakılması iddianamesinde "ufacık" bir detay var.
Binaya giren sanığın, önce bütün katları sakince dolaştığı, sonra partinin bütün bilgilerinin yer aldığı 1. kata gelip evrakları biraraya toplayıp yaktığı, sonrasında bir başka kattaki değil, o kattaki bilgisayarı alıp kaçtığı.
Aşırı hassas vatandaşın, galeyandan uzak sakin planlılığı.
Ankara'dan Manavgat'a "yok etmeye" dayalı o planlılığın, münferit birkaç soruşturma dışında yok karşılığı.
Bir yanda basın açıklaması için trafiksiz alanlara çıkan onlarca kişiye eşzamanlı yapılan "müdahaleler" ve davalar.
Bir yanda yargının hoşgörüyle kucakladığı, altı kırmızı kalemle çizilen "kamu düzenini" yerle bir eden vandallık dayanışması.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme