4 Ocak 2016 Pazartesi

YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Bir yılın ardından

Bir yılın bitimine sevinmek, geride kalanın yorgunluğundandır.
Yaş alıyor olmana rağmen beyaz bir sayfa gibi gelir çoğu zaman Ocak.
Oysa takvim, bizi farklı bir evrene taşımaz.
Ne varsa dünden kalan, dün neyse attığın adım, aslında bugüne kalandır.

* * *



2015'in Ocak ayında Ümit Kurt ve Nihat Kazanhan öldürüldüğünde Cizre'de, belli olmuştu belki nasıl büyük umutlarla girilen 2015'in kaderi de.
Yasalara göre, çocuk değildi ama, şubatta o en çocuk haliyle Özgecan Aslan öldürüldüğünde, yalancı ahlakın bütün dalgaları da vurdu surlara.
"Eteği kısaydı", "Gece dışarı çıkmıştı", "Orada ne işi vardı" gibi cümleler kuramayanlar, söyleyecek bir şey bulamayınca karar verdiler üzülmeye Aslan'a.
Milat olacağı söyleniyordu ya devam etti hem kadınlar öldürülmeye, hem katiller mahkemelerde aklanmaya.
Suruç'ta kalbi çocuk kalmışlar katledildi.
10 Ekim'de Ankara'da onlara kalpten üzülenler.
Öleceğini aklının ucuna bile getirmemiş Veysel Atılgan, Ankara sonbaharında kapattı kocaman yeşil gözlerini.
Mehmet Hıdır Tanboğa, Eren Muhammed Aydemir, Orhan Aslan, Fırat Elma, Baran Çağlı, Emin Yanaş, Adem İrtegün, Maslum Turan, Fırat Simpil öldürüldü Ağustos'ta.
Eylül'de 35 günlük Tahir Yaramış bebek, buzdolabında cenazesi bekletilen Cemile Çağırga.
Sait Nayici, Zeynep Taşkın, Selman Ağar, Bünyamin İrci, Tahsin Uray, Elif Şimşek, Berat Güzel.
Kasım'da Tahir Elçi.
Aralık, bitmeyen cenazelerin, ağır çekimde geçişi gibiydi.
2015'te, silahlı çatışma ortamında kalan 51 çocuk yaşamını yitirdi.
İnsan Hakları Derneği'nin raporuna göre, 14 çocuk öldü iş cinayetlerinde.
46 çocuk, ailelerinin bir başka hayata kavuşmak için çıktığı yolda, en çok güvendiği zaten ölmüş insanların ellerinde.

* * *

Çocuklar öldüğünde, birileri "ne işleri varmış sokakta" dedi.
Çocuklar evinde öldüğünde; "kim neden oldu çatışmalara?"
"Çatışma yoktu, durup dururken ateş edildi" denildiğinde, birileri, "kimin ateş açtığına dikkat edin" dedi.
Ateş edenler söylendiğinde, gereğinin mutlaka yapılacağını.
35 günlük bebek öldüğünde, bir şey denilmedi, ne denilecekti ki.
Ankara'nın kalbinde bomba patladığında birileri, "Bu meydan kanlı meydan" diye halay çekiyorlardı, buna ne diyeceksiniz" diye büyük büyük güldü ölenlere.
Suruç'ta bomba patladığında "Kobani'de çocuk mu vardı da oyuncak taşıyorlardı" dedi birileri.
Çocuklar ise mezarlığın kenarında oynuyordu Aylan bebek gömüldüğünde.
Hepsini birden söylediğinizde, "Asıl örgüte söyleyin" dedi birileri, asıl yaramaz çocuğu işaret edermiş gibi.
Kentler, büyük bulvarları, unutulmuş ilçeleri, kimsenin girmediği mahalleleri yasaklandı.
Elektrikleri 2 saat gittiğinde devlete söylemediğini bırakmayanlar, oradan oraya göç ederek yaşamını tüketmiş, gidecek yeri ailelere söylendi:
"Ama terörle mücadele."
Anlamıyorlardı ki asıl meseleyi, yılma, daha yüksek sesle söyle:
"Çocuklar öldü, amcalar, teyzeler, anneler, babalar. Askerler, polisler öldü. Ağaçlar, kuşlar öldü. Kalpler, gözler ve bakışlar öldü. Bir zırhlının arkasında ölü bedeni sürükleyenleri izleyen gençler öldü. Kentin ortasına atılmış çıplak kadın bedenini izleyen esnaf, bir coğrafyanın doğusu karanlıktayken, ışıl ışıl susanlar öldü. Çocuklar, çocuklar öldü."
Ve unutma, bir vicdan arayışı değildir adalet talebi.

* * *

Bazen, böyle tırnağının ucu biraz olsun kalktığında belki, acıyı hissedersin.
Bazen, uzakta kalmış gibi gözüken bir sokağın başında, çok özlediğin o günü anımsadığında.
Kalp acısı, tırnağın etten söküldüğü gibi bir ağrıdır, hatırlanarak yaşanır.
Ve mutlaka hatırlarsın.
Bir yılın bitimine sevinmek, geride kalanın yorgunluğundandır.
Yaş alıyor olmana rağmen beyaz bir sayfa gibi gelir çoğu zaman Ocak.
Birkaç gün içerisinde, yani mecburen anımsadığında, tarihlerin günahı olmadığını da anlarsın.
Yine de işte yeni yılı göremeyenlere borcundur kocaman bir umutla yaşamak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme