23 Aralık 2015 Çarşamba

YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Göç ve Silvan

Büyük puntolar ve sessizlik.
Ne olup bittiğine dair, dışarıdan bakan herkesi kutuplaştıran, "ya ondan ya bendensin" çizgisinde tutan, insanlığı, hakları, vatandaşlık bağını da dışarıda bırakan o tanıdık dil.
Özel harekatçıların memleketin bir ilçesinin duvarına, "elbette teröristlerden temizlendiğine göre" halkın okuması için spreyle yazdığı, "Kurdun dişine kan değdi" mesajı.
Elbette asla soruşturulması akla dahi gelmeyen o mesajı yazarken ortaya çıkan, bozuk, öğrenilememiş Türkçe'nin anlattıkları.

* * *



Silvan'da bir kuşak çocuk daha savaşla büyüyor.
TBMM'nin 90'lı yılların sonunda yaptığı çalışmaya göre, çatışmalarla geçen yıllarda 2 bin 663 köy boşaltıldı.
Yüzbinlerce kişi, köylerini, tarlalarını, evlerini bırakıp kentlere taşındı.
Göç-Der'in aynı dönemi kapsayan araştırmasına göre boşaltılan köy sayısı 4 bin 500.
Hepsinde açıklanan resmi gerekçe "PKK baskısı"ydı.
Köylüler ya tehdit edildikleri ya da destek verdikleri gibi gerekçelerle topraklarından uzaklaştırıldı.
Kentlerde ise durum acımasızdı.
Kimselerin oturmayı tercih etmeyeceği, kent sakinlerinin itinayla uzak durduğu mahallelere yerleşmeleri herkes için doğaldı.
Elbette, zaten okul görmemiş insanların yoksun okullarda okuması.
Ve o kadar kalabalık ailelerin çocuklarının okuyamaması.
Elbette yaşayabilmek için hepsi birer iş yapacaktı.
Bir çocuk cam silebilirdi örneğin, biri çıraklık yapabilirdi, biri sanayide çoktan çocuk işçiydi, birinin bütün yaşamı ayak işleri.
Zordu, ama yaşıyorlardı.
Birileri ise her zamanki gibi rahatsızdı.
Buralar ne kadar değişmiş, nasıl da bozulmuş, bu insanlar da nereden çıkmışlardı?

* * *

Tatil beldelerinde onlar vardı, büyük kentlerin meydanlarında, boşaltılan köylerine en yakın kentleri zaten çoktan doldurmuşlardı.
Nasıl ama nasıl büyük bir "rahatsızlıktı."
Sonra, bitmeyen savaşların elbette maliyetleri vardı.
Herkesin birden içine düştüğü büyük çukurlar.
Hep beraber, farkında olmadan az ya da çok kaybedilen güzel zamanlar.
Çatışmalar, "örgüt artık şehirlerde" denilerek ilçelere, kentlere taşındı.
Sokağa çıkma yasakları, sokağa çıkmayan insanların evlerinin dolabında çocuklarının ölülerini saklamaları.
"Bu nedir?" diye bile sormadan yağan hakaretler.
Uzaktan uzaktan gelen huzur ve güven mesajları.
Sessizliği yırtmak adına okulun duvarına yazılan "ses ver" yazısına tahammül edemeyen muazzam kamu malı duyarlılığı.
Seçime tahvil edilmiş yüksek sesler.
İstediği sonuç çıkmayınca kafasına kuma gömmüş, örtülü örtülü memnun yüzler.
20 yıl sonra her şey bir başka zeminde konuşulduğunda elbette yine utanmayla söylenmeyecek olan ve şimdiden duyulabilen "evet ama" diye başlayan cümleler.

* * *

Silvan'dan bir gecede 10 bin kişi göç etti diyordu başlıklar.
Özel izinle girilmiş mahallede spreyle yazılmış, kazanılmış zaferi müjdeleyen sloganlar.
O sloganları elbette kimseler hemen silmeye cesaret etmediği için okuyacak geride kalmış çocuklar.
Savaşla büyümüş çocuklar, ölümü tanıyan çocuklar, ölülerden korkmayan çocuklar.
Silvan'dan bir gecede göç eden 10 bin kişi nereye gider?
Boşaltılmış köyüne değil elbette.
Peki "hassasiyet" başlığıyla linç edilebileceği bir başka kente?
Silvan'da doğmuş, bir başka yerde yaşamayı düşünmemiş birisi Silvan'da nasıl yaşar?
Artık başımızı bile döndüremeyen o hızın gerisinde öylece kendi kendine yaşamaya çalışan insanlar.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme