23 Aralık 2015 Çarşamba


YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Tahir Elçi cinayeti skandalları

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi'nin öldürülmesinin üzerinden iki hafta geçti.
Gizlilik kararı altında yürütülen soruşturma öylesine "gizli" ki mevzuata aykırı biçimde, ifadesi alınan polislerin isimleri bile tutanaklara yazılmıyor.
Sadece sicil numaraları yazılan polislerin ifadelerinden küçük bir bölümü avukatlara veriliyor.
Görüntüleri kare kare analiz eden, ifadeleri didik didik eden avukatlar ise hangi ifadeyi kimin verdiğini öğrenme şansına sahip değil.
Bu konudaki itirazları da sonuç vermiyor.
Adını ister iyi niyetle "tesadüfler zinciri", ister şüpheci biçimde "skandallar zinciri" koyun, cinayet öncesi yaşananlar inanılmaz.
Hele ki Diyarbakır gibi devletin sürekli teyakkuzda olduğu bir kentte bunca "ihmalin" biraraya gelebilmesi ve şu ana kadar bununla ilgili yaptırıma gidilmemesi de anlaşılmaz.
Tahir Elçi cinayetinin hemen ardından, bir gün önce polise saldırı düzenleyen 2 YDG-H'linin bindiği taksiyi polisin durdurduğu, taksidekilerin iki polisi öldürerek basın açıklaması yapılan sokağa girdiği ve burada çıkan çatışmada Elçi'nin öldürüldüğü ortaya çıkan çıplak gerçek.
Avukatların çabası ve alınan ifadeler, o taksinin sadece şüphelenilerek durdurulmadığını, zaten takibe alınmış olduğunu ve Balıkçılarbaşı gibi kentin en yoğun bölgelerinden birine gelene kadar müdahale edilmediğini de açığa çıkarttı.
Emniyet, savcılığa gönderdiği fezlekede, taksinin takibe alındığını ancak trafik yoğunluğundan müdahale edilemediğini açıkça bildiriyordu zaten.
Haftalarca sokağa çıkma yasağının ilan edilebildiği bir kentte trafiğin durdurulup taksiye yoğun güvenlik önlemi altında müdahale edilmemesine ise şu ana kadar yanıt verilmedi.

Saldırıyı önlemekle görevliydi


Sicil numarası ile ifadesi alınan bir polis, olay sabahı telsizden gelen "4 ayaklı minare önünde Diyarbakır Barosu organizesinde Sur ilçesinde yapılan operasyonlarda güvenlik güçleri tarafından minareye sözde zarar verildiği yönünde basın açıklaması olduğu" anonsundan sonra Sur'a gittiklerini söylüyor.
Baroyla ilgili bir etkinlikte terörle mücadele telsizinden anonsun "sözde" kelimesiyle yapıldığının altını çizelim.
Bu "sözde" nitelemesinin nerelerde kullanıldığını unutmadan elbette.
Aynı polis, anonsun ardından Balıkçılarbaşı, Urfa Kapı arasında basın açıklamasına bağlı olarak görev yapan güvenlik güçlerine karşı yapılacak herhangi bir saldırıya karşı görev aldıklarını söylüyor.
Yani aslında basın açıklamasında görevli polise yönelik bir saldırı ihtimaline karşı da polis görevlendirilmiş durumda.
Polis, 10 dakika sonra YDG-H'li 2 şahsın taksi ile geldiklerine yönelik istihbari bilgilerin gelmeye başladığını anlatıyor.
Yani güvenlikten sorumlu polis, olay yerine doğru o taksinin geldiğini önceden biliyor.
Aynı polis, emniyet fezlekesine paralel biçimde, aracı cadde üzerinde takibe aldıklarını ancak aracın görüş alanı dışında olması ve trafik yoğunluğundan durdurulmasının ve kontrolünün mümkün olmadığını vurguluyor.
Hemen ekleyelim, bu esnada taksinin arkasında da takipte olan polis araçları, ekipleri var.
Polis, "Araç trafikte bizden uzaklaşarak Balıkçılarbaşı istikametine yakınlaştığında şahısların bölgede bulunan ekiplerimize saldırı olasılığı değerlendirilerek aracın durdurulması ve şahısların incelenmesi için Haber Merkezine Ekip Amir Vekili tarafından bilgi aktarıldı" diyor.
Bunca tedbire rağmen taksiye iki polis hiçbir önlem olmadan yaklaşıyor ve ikisi de öldürülüyor.

Kimse görmüyor

Olay yerinde birden fazla polis kamerası var.
Hafta içinde bir polis kameramanının düştüğü anda çekimden çıktığı için kayıt yapamadığını anlattığı ortaya çıkmıştı.
İstihbarat şubesindeki bir başka kameraman ise kayıttan hiç çıkmamasına rağmen Elçi'nin öldürülmesini kayda alamadığını anlatıyor.
Polis, "Silah sesleri yoğunlaşmaya başladı...1 kişinin bize doğru koşarak geldiğini, daha sonraarkasında da 1 kişi bulunduğunu, bu kişinin de koşmakta olduğunu gördüm. Önde koşanı kameraya almaya çalıştım. Silah sesleri yoğunlaşınca araçla minareyi siper alacak şekilde yere çöktüm, hala kayıttaydım. Çöktüğüm sırada yerde yatan daha sonra Tahir Elçi olduğunu öğrendiğim şahsı gördüm. Bu sırada güvenlik şubede çalışan Mesut adlı polis arkadaşım mermisinin bittiğini söyleyerek belimdeki silahı aldı. Silahı aldığı sırada teröristler kaçmışlardı. Güvenlik şubedeki sicilini bilmediğim arkadaşımızın önde kaçan teröriste ateş ettiğini gördüm. Bunun dışında herhangi bir polis memurunu silah kullanırken görmedim. Tahir Elçi'nin vurulduğu ve yere düştüğü anı görmedim. Kaçan teröristlerin ateş edip etmediğini de bilmiyorum" diyor.
Zaten tüm polislerin ifadesi neredeyse böyle; "Ben ateş etmedim, başka ateş edeni de görmedim."

"Bir şarjör boşalttı"

Basın açıklamasına katılan sivil bir tanık ise bambaşka anlatıyor yaşananları.
Tanık, silah sesleri üzerine girdiği ara sokaktaki bir polisin, bir şarjör mermiyi boşalttığını gördüğünü söylüyor.
Avukatlar, bu polisin saptanarak tutuklanmasını istedi.
Önce saptanmasını istiyorlar çünkü tutanaklarda isim yazmadığından kim olduğunu bilmiyorlar.
Şüpheli olarak ifadesi alınan da yok. Ya "tanık" ya "şikayetçi" polisler.
Elçi'nin öldürülmesinin ardından sokağın boşaltılması için anons yapılıyor.
Daha sonra ilk keşif 15.00'te gerçekleştiriliyor ama bu keşif de yarım kalıyor. Bu nedenle kanıtların yarısından fazlası toplanamıyor. Ancak 15.00'e kadar olay yerinde delil numaralandırılması yapılmış.
Yani keşiften önce olay yeri inceleme ilk çalışmayı yapabiliyor.
Bu durumda, ilk keşfe kadar geçen sürede, yani 15.00'e kadar olay yerine kimlerin girip çıktığının aydınlatılması gerekiyor. Bunun hala yanıtı yok.
Taksiyle ilgili gerekli önlemleri almayanlara neden yaptırım uygulanmadığının da.
Şüpheli konumunda olabilecek pek çok polis ise soruşturmada da görevli.
Daracık bir sokakta onlarca kameradan tekinin bile Elçi'nin öldürülme anını çekememesi de ortada büyük bir soru işareti olarak duruyor.
Soruşturmanın bu haliyle, tatmin edecek yanıtlar bulunması güç gözüküyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme