1 Ağustos 2013 Perşembe



Elimde kanlı ve kalın bir cam parçası, kalbimdeki derin kırıkların üzerinden geçiyorum.

İlk kez kalbimin kırılabildiğini öyle ateşe dokunur gibi öğrendiğimde, baharın neşesine bir çığlık karıştı.
Bundan sonra hiçbir şeyin, hiçbir zaman eskisi gibi olamayacağını gösteren bir takvim belirdi göz perdelerinde.
Kapatırken göz kapaklarını son kez bir ölünün, biraz sonra toprağa karışacak neşe, isyan, hüzün, yaşamak arzusunu da avuçlarında bırakıyordun son kez gördüğün gözlere.

İkinci kez geçerken ilk kırıkların üzerinden, bir morg kapısıydı.
Künyesi ayak parmaklarına asılmış bir yaşanmamışlık.
Bakmaya doyamadığın güzelliğiyle sanki uykuda gibi bir sıradanlaşmışlık.
İterken o tekerlekli sedyeyi, dolap kapağını son kez kapatmadan önce, uykuda biriyle vedalaşmanın garipliğiyle döndüm kırık kalbime.

Şimdi de elimde kanlı ve kalın bir cam parçası, derin kırıkların üzerinden geçiyorum.
Direnecek halinin kalmadığı ve fakat direnişin coşkusunu kanı azalmış damarlarında duyarak kalkarken ayağa, tepetaklak yıkılmak yine o serin toprağa.
Bir toprak parçasının üzerinden oturup, yerin altındakilere seslenebilmek.
- O aşağıdaki fırtına benim artık özlediğim.
Bak yenildim, bak bitti, bak kalmadı artık gölgeli ikindilerim.

Direnmenin alemi yok, aşağıda olabilmek artık asıl devrim.

Hoşçakal derken bir gece ayın altında, göl kurudu, yaprak düştü, dal kırıldı.
Bir ebedi hikayeydi, asri zamanlarda bitti.

Sızı dindi, kan kurudu.
Elimde kanlı ve kalın bir cam parçası şimdi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme