19 Şubat 2016 Cuma


YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

İzzettin Hoca ve sonrası

Cenaze defnedilip, kalabalık dağılıp, kapılar kapandıktan sonra bir başka zaman işlemeye başlar karanlık evlerde.
Akrep ve yelkovan işlemez, akşam daha bir geç olur, sabah hiç.
Bazen bir şehit evidir zamanın akmadığı, bazen bir çocuk, bazen anne, bazen baba.
Hayatta kalan olmanın o derin pişmanlığı.
Çıkmayan sesini duysunlar yalnızlığı.

* * *

4 Ocak 2016 Pazartesi

YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Bir yılın ardından

Bir yılın bitimine sevinmek, geride kalanın yorgunluğundandır.
Yaş alıyor olmana rağmen beyaz bir sayfa gibi gelir çoğu zaman Ocak.
Oysa takvim, bizi farklı bir evrene taşımaz.
Ne varsa dünden kalan, dün neyse attığın adım, aslında bugüne kalandır.

* * *


YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Resmi Gazete'deki "tecavüz"

Anayasa Mahkemesi'nin geçen hafta Resmi Gazete'de yayımlanan bir kararında gizliydi hikaye.
Failin görünmez kılınmaya çalışıldığı, çaresiz kalınınca cezasız bırakıldığı bir memleket hikayesi, en geçerli resmi belgede.

* * *

23 Aralık 2015 Çarşamba


YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Kalp kırığı

Başınızı bir başka yöne çevirdiğinizde sadece baktığınız tarafı görüyorsunuz, doğru.
Yıllar sonra o yöne baktığınızda, o dönemde ne gösteriliyorsa onu görme avantajınız da var.
Misal bir çocuğun ölüm haberi geldiğinde bakmanıza gerek yok, yetiyor kulağınıza gelen sesler.
4 çocuklu bir annenin kapısının önünde öldürüldüğünü duyduğunuz da öyle.
"Camlara yaklaşmayın" uyarıları yapılırken, misal perdeyi kapatmak için cama yaklaşınca ölen biri için de değişmez kural.
"Olur böyle şeyler."
Lice, 1993'te tarihinde görülmemiş bir operasyonla yakılıp yıkıldığında, dönemin komutanlarının sözleriyle çıkıyordu manşetler:
"O milisler, ya teslim olacaklar, ya ölecekler."
Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, bir cinayet sonucunda o dönemde öldürüldü.
O dönemde başınızı çevirseniz yakılıp yıkılmış bir ilçe, PKK'lılardan temizlendiği söylenen yıkılmış evler ve çatışmada öldürülmüş bir general vardı.
10 yıl sonra bakarsanız Türkiye'nin AİHM'ye rekor tazminat ödediği bir operasyon ve faili meçhul bir cinayet.
2010'da bakarsanız, JİTEM tarafından öldürülmüş bir general ve aslında PKK'lıların hiç baskın düzenlemediği bir ilçenin yakılıp yıkılması.
Bugün bakarsanız, sahipsiz kalmış bir JİTEM davası.

* * *

YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Tahir Elçi cinayeti skandalları

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi'nin öldürülmesinin üzerinden iki hafta geçti.
Gizlilik kararı altında yürütülen soruşturma öylesine "gizli" ki mevzuata aykırı biçimde, ifadesi alınan polislerin isimleri bile tutanaklara yazılmıyor.
Sadece sicil numaraları yazılan polislerin ifadelerinden küçük bir bölümü avukatlara veriliyor.
Görüntüleri kare kare analiz eden, ifadeleri didik didik eden avukatlar ise hangi ifadeyi kimin verdiğini öğrenme şansına sahip değil.
Bu konudaki itirazları da sonuç vermiyor.
Adını ister iyi niyetle "tesadüfler zinciri", ister şüpheci biçimde "skandallar zinciri" koyun, cinayet öncesi yaşananlar inanılmaz.
Hele ki Diyarbakır gibi devletin sürekli teyakkuzda olduğu bir kentte bunca "ihmalin" biraraya gelebilmesi ve şu ana kadar bununla ilgili yaptırıma gidilmemesi de anlaşılmaz.
Tahir Elçi cinayetinin hemen ardından, bir gün önce polise saldırı düzenleyen 2 YDG-H'linin bindiği taksiyi polisin durdurduğu, taksidekilerin iki polisi öldürerek basın açıklaması yapılan sokağa girdiği ve burada çıkan çatışmada Elçi'nin öldürüldüğü ortaya çıkan çıplak gerçek.
Avukatların çabası ve alınan ifadeler, o taksinin sadece şüphelenilerek durdurulmadığını, zaten takibe alınmış olduğunu ve Balıkçılarbaşı gibi kentin en yoğun bölgelerinden birine gelene kadar müdahale edilmediğini de açığa çıkarttı.
Emniyet, savcılığa gönderdiği fezlekede, taksinin takibe alındığını ancak trafik yoğunluğundan müdahale edilemediğini açıkça bildiriyordu zaten.
Haftalarca sokağa çıkma yasağının ilan edilebildiği bir kentte trafiğin durdurulup taksiye yoğun güvenlik önlemi altında müdahale edilmemesine ise şu ana kadar yanıt verilmedi.

Saldırıyı önlemekle görevliydi

YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

JİTEM, nakil hukuk ve Tahir Elçi

Öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi'nin vaktinin büyük bölümü nasıl geçiyordu biliyor musunuz?
Bir gün Ankara'ya gelip JİTEM davasını takip ediyor, oradan Eskişehir'e gidip oradaki JİTEM davasını izliyor, oradan İzmir'e gidip bir başka davaya giriyor, kalan vaktinde Diyarbakır'da nasılsa kalmış davaları takip ediyordu.
Elçi gibi bir grup yürekli avukat ve sivil toplum örgütü temsilcisi de o kentten o kente, hiçbir güvenlik önlemi de bulunmadan sürükleniyor.
Bunların nedeni bir süredir sistematik uygulanan davaların nakli yöntemi.
O kentin güvenli olmadığı gerekçesiyle davaların nakledilmesi.
Davanın nakledildiği kentlerde yaşanmış olaylara ilişkin davaların ise başka kentlere gönderilmesi.
Ali İsmail Korkmaz davasının Eskişehir yerine Kayseri, Abdullah Cömert davasının Hatay yerine Balıkesir'de görülmesi gibi.
Yargı, 1990'lı yıllarda işlenen suçlara ilişkin davaları zamanaşımı sürelerinin dolmasına günler kala açtı.
Bunun görülebilen iki nedeni vardı.
Birincisi, davaların zamanaşımına girmesi ile şüphelilerinin aklanması arasında tercih kullanılması.
İkincisi, yargının içindeki güç savaşları.
Devlet aklı çalkantılı dönemden sonra devreye girince, davalar önce nakledilmeye sonra da beraatle sonuçlandırılmaya başlandı.
CHP'li Sezgin Tanrıkulu'nun verdiği kanun teklifi, hukukçuların isyanı elbette duyulmadı.
Bakın yıllar süren emekler sonunda açılabilen davalarda neler yaşandı:


YÜZLEŞME/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Tahir Elçi'den sonra

Bu ülkede bu mesleği yapıyorsanız, hangi dönemde olursa olsun öğrenirsiniz hemen klişeleri:
"Müfettiş görevlendirildi", "Operasyon başlatıldı", "Gerekenler yapılıyor" ve "toprağa verildi."
Sokak ortasında katledilmiş, mutlaka bir selam vermişliğiniz olan kişinin cenazesinde bakarsınız çevrenize:
Sıra kimde?
Bu kez Tahir'de.
Tahir Elçi durman koşturdu; bir cenazeden diğerine, bir insan hakları eğitimden boşaltılmış bir köye, bir işkence mağdurunun itibar edilmeyen ifadesinin eksiksiz tutanağa geçmesi için mahkemeye, oradan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne, gözyaşının aktığı her bir göze.
Bir gün sıra geleceği belliydi de onca yıl, 90'lar geçildikten sonra 2015'te...

* * *