1 Eylül 2013 Pazar

Cezasız bir tecavüz hikayesi

Cezasız bir tecavüz hikayesi

Ne çok utandım o an kocamın yanında

Bazen, bir haberi aşıp geçiyor içindeki hikaye. Oradan bakınıp duruyor, içeriden, habere sığmaz bir halde.
Bilen bilir, ailenizden birisi "teröristse" hepiniz "teröristsinizdir".
Örneğin delik deşik küçük atleti "daha küçücük bir çocuğum" diye bağıran Uğur Kaymaz'ın "büyüklüğünü" kanıtlamak için tanıkların tüy tüy bıyıkları yakıştırmalarına küçücük bedenine bakmayın, "terörist" ilan edilmeniz için öyle kanıt-tanık falan da lazım değildir.



2002'nin o karanlık ve güzelim Mardin'inde, hiç bilmediği bir dille gözaltına alındığı söylendiğinde o genç kadına, elbette ki başına gelecekleri az çok tahmin ediyordu.
Ama ne kadar bilseniz ve hatta daha çok yaşasanız da nasıl hazır olabilirsiniz ki işkenceye.
Kocasıyla birlikte oturtuldukları arabada, anlamadığı dilde bağırtılar arasında, emniyete yaklaşırken kafasına bir çuval geçiriliverdi genç kadının.
Bilenler bilir, emniyete bu şekilde girdiğinizde mutlaka bir "hoşgeldin dayağı" yenir.
İlk kez getirildiği emniyette, kocasının nefesi uzaklaşırken giderek, üzerine kalkıp inen yumrukları acıyla hissetti. O acı bir süre sonra bilinçsizliğe bıraktı yerini, bayılmıştı.
Ne zaman sonra uyandığında çıplaktı.
O güne kadar saçını bile gizli gizli saklarken, şimdi bütün bedeni çıplak, gözleri bağlı, elleri arkadan sandalyeye kelepçelenmiş, oturuyordu.
Sonra kelepçe açıldı, ayağa kaldırıldı.
Yeniden gelecek yumrukları bekliyordu ki bedenini duvara çarpan suyla uyandı zihni.
Sanki iç organlarına koçbaşları ile vuruyorlar gibi acıdı canı.
Bilen bilir, sürekli aynı işkence yöntemine maruz kalındığında, bir süre sonra hissizlik gelişir.
Acıya alıştı bir süre sonra.
Elbette ki işkenceciler ondan deneyimliydi.
Klimanın hemen önüne oturtuldu, ıslak ve çırılçıplak.
Sonra tanıdığı bir nefes hissetti yanıbaşında.
Kocası.
O gözünden kendisini sakınan kocasını da yanına getirmişlerdi.
Yıllar sonra, yani işkencenin acısının tamamen geçtiği ancak örselenmişliğinin unutulamadığı o uzun yıllardan sonra yaşadıklarını anlatırken, "bir tek o an, en çok o an utandım. Ne çok utandım o an kocamın yanında" diye anlatacaktı hissettiklerini yasaklı diliyle.

Sabah mı akşam mı, ne kadar vakit geçti, kaç gündür burada bilmiyordu. Artık tanıdığı o nefes de yoktu yanında. Kocasını yeniden götürmüşlerdi.
O ana kadar hiç soru sormamışlardı. Sordular.
Anlamıyordu ki dillerini.
Arada bazı Kürtçe kelimeler duyuyor, ne sorduklarını anlayamıyordu yine de.
4 kişi saydı, yumruklar yeniden vücuduna inip kalktığında, ellerini uzatabildiği 4 ayrı kişi.
Saçından tutup yüzünü yere yapıştırdılar.
Korktu. Nasıl en çok kocasının yanında utandıysa, en çok da o zaman korktu.
Çıplak, çaresiz, savunmasızdı.
Sonra, arkasında bir acı hissetti.
Anlamadığı dille konuşup gülüyorlardı.
Copu kalçalarına doğru iten kişiyi engellemek için elini uzattığında geriye, o kişinin göğsü geldi eline.
Kadındı copla kendisine tecavüz eden.
Bayıldı acıdan.

O akşam iki kez hastaneye götürüldü aralıklarla.
Hiçbirinde doktora yalnız muayene olamadı.
3 gün kaldığı emniyette, periyotlarla aynı işkencelere maruz kaldı da doktorlara derdini anlatamadı.
Cinsel organından, makatından kan geliyordu ama gösteremedi.
Kocaman bir "sağlam" mührüyle her seferinde geri gönderildi. Bir de ne olduğunu bilmediği iğneyle.
Sonra AB normlarına uygun biçimde kısaltıldığından gözaltı süreleri, 3. günün sonunda savcılığa gönderildi.
Bilen bilir, en kötü savcı bile emniyetteki bir terör sorgusundan iyidir.

Savcılık ve hakim tutuklanmasını uygun gördü emniyette imzalatılan tutanaklar uyarınca ama hemen cezaevine götürülemedi. Cezaevi "bu şekilde alamam" deyince, önce kısa bir tedavi, sonra yeniden cezaevi.
Artık gittiği her yerde her makama, tecavüze uğradığını anlatıyordu ancak hiçbir yerde zabıtlara geçmiyordu o iddia.
Sonra cezaevine gelen avukatlara anlatınca, o avukatlar savcılığa başvurup doktor raporu isteyince, bir AB rüzgarının da etkisiyle 11 yıllık hukuk maratonu başladı.
Mardin Devlet Hastanesi, vücudundaki izlere rağmen "hastalık uyduruyor" diye rapor vermişti, sonradan anlaşıldı. Aynı hastane, gözaltı süresi bittiğinde mecburiyetten biraz da işkence izlerini raporuna geçivermişti. İzler, uydurma olamayacak kadar sahiciydi.
Diyarbakır Adli Tıp ise 5 günlük rapor verdi işkenceden günler sonra izleri gördüğünde.
Sonra tecavüz iddiası, neredeyse 1 ay sonra incelendi.
Makatına bakıldı bir ay sonra.
"Yırtık izi yok" denilip gönderildi.
Ama emindi. Israr etti.
İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gitti.
Adli Tıp anladı. Ama adı bir kere "adli tıptı".
"Evet yabancı cisim sokulmasından olabilir ama kabızlık halinde böyle olduğu olmuştur" diye imza atıverdiler rapora.
Mahkeme de durmadı elbette bu raporların "Ya boşver" havasından sonra.
"4 polisin beraatlerine...."
Ancak o kadar açıktı ki vücudundaki izler, Yargıtay bozdu dosyayı görür görmez.
"İşkence açık, ceza verin."
Yeniden yargılama yapıldı, 11 yıl sonrasının Mardin'in de.
O polisler, İstanbul'da, Bursa'da, Sinop'ta yeni görev yerlerinde huzurla korurken asayişi, o hala gördüğü işkenceyi anlatıyordu hakimlere.
Yargıtay belasına "mahkumiyet" verdi mahkeme.
Ancak işkence değil kötü muameleydi yapılan kendilerine "merhaba" denmese tutuklama kararı veren hakimlere göre. 1 yıl ceza yeterdi. Bir de iyi halleri vardı. Takdir indirimiyle 10 aya inmesi gerekirdi.
E bir de suç işlemeyeceklerine yönelik kanaat oluşmuştu heyette. Hep oluşan haliyle.
Hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verdiler o kanaat nedeniyle. 5 yıl içinde bir daha copla tecavüz, dayak falan söz konusu olursa 10 ay ceza alırsın uyarısıyla.
Şimdi başka mecralarda sürecek o kadının mücadelesi.
5 çocuklu erken yaşlandırılmış, inatçı, Türkçe'yi mahkemelerde öğrenmiş bir Kürt annesi.
Hala "adalet" peşinde koşan, çocuklarına en azından adaletin sağlanacağı duygusunu armağan etmek isteyen bir yaralı kadın.
Bilen bilir, bu topraklarda bitmez "devlet menfaati" uğruna işlenen suçların cezasızlığının hikayesi.

5 yorum: