9 Haziran 2013 Pazar

14 Aralık 2012


Sultan

GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Ağır ağır yıkılıyor binalar.
Depreme gayet dayanıklı, havuzlu, korumalı sitelerde, korunaklı hayatlar, izliyor haberlerde.
Gayet korunaklı makam araçlarından çıkıp, yumurtaya karşı bile önlem alabilen korumaların eşliğinde büyük planlar yapıyor, büyük imar politikaları üzerine, büyük adamlar.
Kentsel dönüşümün büyük mimarları, yıkılacak ve yapılacak evleri belirliyor, büyük büyük işadamlarıyla.
O büyüklüklerin içinden asla gözükemeyecek, lüzum olursa elbette cenazesine gidilebilecek bir küçük kız çocuğunun fısıltıyla duyulan feryadı geliyor, birkaç yakın kulağa.
"Yanıyorum, abi neredesin."

O küçük kız, Sultan.
Daha birkaç gün önce öldü, duymadınız.
Ya da çok azınız, bir üçüncü sayfa haberinde silik bir fotoğraf olarak gördü.


14 Aralık 2012


Sultan

GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Ağır ağır yıkılıyor binalar.
Depreme gayet dayanıklı, havuzlu, korumalı sitelerde, korunaklı hayatlar, izliyor haberlerde.
Gayet korunaklı makam araçlarından çıkıp, yumurtaya karşı bile önlem alabilen korumaların eşliğinde büyük planlar yapıyor, büyük imar politikaları üzerine, büyük adamlar.
Kentsel dönüşümün büyük mimarları, yıkılacak ve yapılacak evleri belirliyor, büyük büyük işadamlarıyla.
O büyüklüklerin içinden asla gözükemeyecek, lüzum olursa elbette cenazesine gidilebilecek bir küçük kız çocuğunun fısıltıyla duyulan feryadı geliyor, birkaç yakın kulağa.
"Yanıyorum, abi neredesin."

O küçük kız, Sultan.
Daha birkaç gün önce öldü, duymadınız.
Ya da çok azınız, bir üçüncü sayfa haberinde silik bir fotoğraf olarak gördü.

* * *

2000 yılıydı sanırım ya da hemen biraz sonrası.
Geceyarısı telsizlerden Mamak'ta bir ailenin sobadan zehirlendiği anonsları geçiyordu.
Polisten bile hızlı gidebildik, nasılsa?
Pustan gözükmeyen bir karanlık içinde, küçücük bir gecekondunun tek odasına sığışmış, bir anne, bir baba, bir kız, bir küçük erkek çocuk öylece yatıyordu.
Karanlığı aydınlatacak kadar beyaz yüzleriyle, üşümemek için sığıştıkları o büyük, uzun, tek yorganın altında, sonsuza kadar sürecek bir huzurlu uyku halinde.

* * *

Aradan 12 yıla yakın bir zaman geçti.
Sultan, o Mamak'ta, o evlerden birinde öldü daha birkaç gün önce.
Başka kentin, başka gecekondularında ısınmaya çalışırken ölen çocuklar gibi. Ya da ısıtamadığı çocuklarının açlığına dayanamayıp intihar eden anneler gibi.
Annesi ve babasının çalışmak için erken çıktığı evde, ağabeyi ile birlikte "biraz da sıcakta uyuyalım" diye açtıkları elektrik sobasının gecekonduyu alevlendirmesiyle.
Daha 13 yaşındaki ağabeyi kadar atik olamadığı için 7 yaşında, sadece ağlayabildiği için o gündüz karanlığında.
Ölüverdi Sultan.
Diğerleri gibi, o kızlar ve anneleri gibi, fukaralıktan.

* * *

Sultan'ın öldüğü o gecekondudaki eşyaların hepsi kül oldu, fotoğrafları da küçük anılarıyla.
Gazetecilere sadece bir cüzdandan çıkan silik bir fotoğrafını verebildi ailesi.

Birkaç yıl sonra yıkılacak o gecekondu.
Yerine mutlu siteler, güzel aileler gelecek.
Arzulandığı gibi aileler.

Başka yerlere, daha uzaklara gidecek o evlerde oturamayacaklar.
Gecekondunun sahibi bile değil kiracısı olarak yaşayabilenler duramayacak orada.
Ya da gecekonduları olup da o evlerde yaşamaya paraları yetmeyenler.
Dönüşüm sadece "kentsel" olabildiği için, yine can verecekler.
Yine bir yorganın altında, sabahın ayazında içleri üşürken, bir sobanın alevi ya da o sobadan sızan gazla.
Ölecekler.

Aileleri ölene kadar "Sultan" diyecek.
Onlar da gittiğinde, bir bilen daha kalmayacak o üşüyen küçük kızların yaşadığını.
Dönüşememenin enkazından küçük kızların utanç duymamız gereken cesetleri çıkacak.
O enkazın üzerine insanlık yerine siteler inşa edilecek yine.
Birileri dönüşürken durmadan, birileri dönüşememeye yine kurban verilecek.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme